ANKET
Muğla Türkülerinin Ne Kadarını Biliyorsunuz?
Hepsini
Bazılarını
Hiçbirini
SONUÇLAR
  Muğla Yöresine Ait Araştırmalarım / 
Muğla Yöresine Ait Araştırmalarım 2
Muğla Yöresine Ait Araştırmalarım 3

 

 

 

 

 

         

ALLI GELİNİM

Pınarın başında söylenen sözler

Baba sende yok mu utanır yüzler

İnsan evladın yolunu mu gözler

Gelinim gelinim allı gelinim (2)

 

                                   Ambardaki buğdayları darı mı sandın

                                   Baba bu allı gelini garın mı sandın

                                   Gahırlı gahırlı söylenme aslan oğlum

                                   Deyus bubanın elinden gurtulamazsın

Muğla ve çevresindeki köylerde az bilinen türkülerimiz-dendir. Genç bir gelinin, kayınbabası tarafından sıkıştırılması son­rası yaşanan acıklı bir olaydan doğduğu rivayet edilmiştir. Kay­ınbabası, oğlunun askere gitmesinden yararlanarak, gelinine ahlakdışı tekliflerde bulunur. Gelin, psikolojik bunalıma girer, derdini kimseyle paylaşamaz ve tarım ilacı içerek intihar eder.

TRT kayıtlarına henüz girmeyen türkülerimizdendir.

Mahalli sanatçılarımızdan İbrahim Ethem Yağcı tarafın­dan, Marçal dağı Yörüklerinden derlenip, kayıtlara aktarılmıştır.

Sayfa: 55

MUĞLA ZEYBEĞİ

Muğla Zeybeği olarak bilinen ve kayıtlara geçen türkünün ilk ortaya çıkışı konusunda birçok kaynak, ortak noktada buluşmaktadır. Ancak yaptığımız derleme çalışmalarından elde ettiğim notların özetini türküyle bağlantılı olduğu için aşağıda sunuyorum.

1895 yılında Hacı Nasuhlar'ın Hacı Halil Efendi'nin oğlu Cevdet Nasuhi(Savran), Tıp öğrenimi için İsviçre'ye gitmesi söz konusu olur. Muğla'dan ayrılmadan önce, Nişanlısı Hadiye Hanım için yazdığı şiirden doğmuştur.

Galip Birgili'yle akrabalık bağı olan Cevdet Nasuhi Savran, aynı zamanda, Galip Birgili'nin damadı Mehmet Sadık Algan ile de arkadaştı. 1916 yılında, Tıp öğrenimi görmek için İsviçre'ye gitmeden önce, nişanlısından ayrılmanın üzüntüsünü anlatan şiirini,arkadaşı Mehmet Sadık' a okumuştu. Cevdet Nasuhi Savran'ın nişanlısı o dönemlerde Hadiye Hanım'dı.

Müzik öğretmeni Mehmet Sadık Algan'ın şiiri ilk kez besteleyip okuduğuna dair bilgi; Galip Birgili'nin oğlu Yunus Bilgili tarafından aktarılmıştır. Ancak bestelenmesinin ardından hem Galip Bey hem de başka müzisyenler bu parçayı okuyup söylemişlerdi. Bestelendiği tarih olarak 1920'li yılların başı kabul edilmektedir.

1942 yılından Muzaffer Sarıözen tarafından, Galip Birgili ve Raziye Gülten'den alınıp TRT arşivlerine, 397 Repertuar numarasıyla geçirilmiştir.

Ancak türkünün adı; "Alı Da Verin Benim Baruduma Saçmama" olarak verilmiştir. Sözleri üzerinde çok fazla değişiklik yoktur.

Türkünün geniş derlemelerini Araştırmacı Yazar Mehmet Ali EREN, yazılı olarak; Araştırmacı Yazar H. İlker ALTINSOY ve Mahalli Sanatçı İbrahim Ethem YAĞCI belgesel olarak çekimleyerek yayınlamıştır. 

Muğla Türküleri. Muğla Ticaret Odası Kültür Yayınları I. Özümüz, Sözümüz, Sazımız Kitabı. s:265

 

PİSİLİ KERİMOĞLU EYÜP ZEYBEK VE HÜSEYİN EFE

Pisi'de kalan Kerimoğlu Mehmet'in Pisili Ayşe adlı kadınla olan evliliğinden doğan Hüseyin (Deli Hüseyin), Kocabıyıklar'ın kızı Hatça ile evlenir. Bu evlilikten; Mehmet (1873), Ali (1874), Hüseyin (1876), Gülsüm(1878), Eyüp (1882) adlı çocukları olur. Çobanlık ve Çiftçilikle geçimlerini sağlarlar.

Kerimoğlu Eyüp, Pisili Kerimoğlu ailesinden, Deli Hüseyin ve Hatice' nin en küçük çocuğudur. 1882 doğumludur. Ailenin en büyük oğlu Mehmet bir düğün sırasında öldürülür.İkinci oğlu Ali, Kafkasya cephesinden dönemez. Ayşe hastalıktan ölür. Hüseyin (1874) Pisi Köyünü terk eder ve konturbazlık (tütün kaçakçılığı) işine bulaşır.

Baba Deli Hüseyin de, çocukları küçükken ölür. Pisi'de ailenin tek temsilcisi Eyüp kalır.Ağabeyi Hüseyin ise, daha çok Bodrum yöresine gider gelir. Burada kaçak tütün alıp satma işine girer. Amcası Ali'nin hapiste olduğunu, bu bölgede namlı bir eşkiye olduğunu bilmeden Kerimoğlu adı yüzünden, adı arttıkça artar. Kısa zamanda kendisine yardımcı olacak adamları bulur, işini daha da geliştirir.

Yöre topraklarının olduğu gibi, Pisi topraklarının iki sahibi vardır. Muğlalı Doktor Hüseyin Bey ve Şerif Efendi. Pisi'nin o yıllardaki ağası, Doktor Hüseyin Ney'in kahyası İzzet Ağa'dır. İzzet, aynı zamanda Muhtardır. Onun malları, istediği yere girip çıkar. Kimsa ona karışamaz.

Eyüp, birkaç dönümlük topraklarına (Yazbağı denilen mevkiide) geçimlik darı ekmiştir. İzzet Ağa'nın malları , bu darı tarlasını bozunca, ağabeyinin mavzeriyle tarlaya giren öküzleri öldürür. Bu olay sonrası yaşanan gerginlik, Hüseyin'in gelmesi ve öküzlerin parasını ödemesiyle biter. Ancak İzzet Ağa'nın çobanları, Kerimoğulları'nın tarlasına, hayvanları tekrar salar. Eyüp buna tekrar müdahale eder. Artık düşmanlık, yeniden başlamıştır.

1900 yılında Maşat denilen yerde, bir düğün kurulur. Düğünde Hüseyin'in yakın arkadaşı Kavaklar'ın Karacaoğlan, Eyüp'ün oyununu sarhoş kafayla bozar. Eyüp, bunun hakaret olduğunu bilmesine rağmen, Kocaoğlan'ın ağabeyinin yakın arkadaşı olmasından ses etmez. Ancak Kocaoğlan, gider İzzet Ağa'nın masasına oturur ve onlarla eğlenmeye başlar. Eyüp buna dayanamazve elindeki tek sıkımlık tabancayla, Muhtar İzzet'in üstüne yürür. Kargaşa sırasında İzzet yaralanır ve Eyüp de kaçar. Dere içine girince, Gosmel adında köylüsü tarafından yakalanır. Dövüle dövüle geri getirilir. Eyüp'ün anası Hatça Kadın, olayı duyup düğün meydanına koşar ve oğlunu kurtarır. Ertesi gün Muhtarı vurduğu için, kolcular tarafından arandığı haberi gelir. Yararlı haliyle mavzeri alır ve dağa kaçar. Ardından gelen takipçilerler çatışmaya girer. Bir asker ölmüştür artık.

Olaylar gelişir, genişler. Bu arada Çakallar(Yerkesik-Menteşe Mahallesi) mevkiinde yaşayan İbiş İbram'ın güzel torunu Sarı Sultan'ı, bir düğün arasında görür ve ona aşık olur. Onunla bir süre sonra tanışır, sevişir.

Eyüp'ü yakalamak için devriyeler, bölükler sevkedilir. Birkaç kez çatışma yaşanır ve bu çatışmalar sırasında da bir asker daha ölür.

 Eyüp'ü dağlarda koruyan Ağabey'i Hüseyin Efe ve arkadaşlarıdır. Hüseyin, kardeşini önce Bodrum'daki akrabalarının yanına kaçırır sonra da, İstanköy'e götürür. Ancak Eyüp, Sarı Sultan 'a olan aşkı yüzünden, uzun süre orada kalmaz. Geri, kendi dağlarına döner.

Sarı Sultan ile buluşmaları sıklaşır. İbiş İbram durumu anlayınca, torununu uyarır. Sarı sultan'ın da Eyüp'ü sevdiğini öğrenir. Bu işin sonunun hayırlı görmez ve Eyüp'ü ihbar eder. Sarı Sultan'ı da, Yerkesikli Maviler'in Küçük Mehmet'e verir.

1901 yılının güz aylarında, Ağabeyi Hüseyin efe, Kocaoğlan ve Eyüp, Sarı Sultan'ı dedesinden istemek, vermezse kaçırmak için giderler. İbiş İbram, gelenlerin durumundan korkar. "Torunu Sultan'ı vereceğini" söyler. Konuklarını evinde misafir eder. Kız kardeşinin oğluyla da, Yerkesik'te, Eyüp'ü yakalamak için konuşlandırılmış askerler çoktan haber vermiştir. Evi, Kör Arap Lakaplı İsmail Çavuş ve askerleri tarafından sarılır. Sabaha doğru Eyüp'ün yattığı yer kurşunlanarak uykusunda öldürülür. Öldürüldüğünde henüz 19 yaşındadır. Ağabey'i ve Kocaoğlan, yaralı olarak tutuklanır. Eyüp'ün yakınlarına ölüsü verilmez ve öldürüldüğü yerin yakınlarına gömülür.

Eyüp zeybeği çok genç yaşta öldürülmesi nedeniyle, anası Hatça Kadın ve sevgilisi Sarı Sultan tarafından ağıtlar yakılmıştır. Ağıtlar, zamanla türkünün sözlerine kaynaklık etmiştir.

Hüseyin Efe, altı yıla yakın Bodrum zindanlarında kalır. Çıktığı zaman köyüne döner. Peş peşe evlenir. Muğlalı torak ağası Şerif Efendi, Kerimoğlu Hüseyin'i, kahya olarak atar ve yanında silah arkadaşlarından Kafacalı Çolak Mustafa vardır.

Hüseyin'in Kahyalığı sonrası, Pisi'deki iktidar kavgası da kızışır. Hem toprak ağaları hem de kahyalar arasındaki çekişme düşmanlığa dönüşür.

İzzet Ağa, kızı Adile'yi kaçırmaya kalkan Kocaliler'in Mehmet'i, "Kerimoğlu'nu öldürmesi karşılı vereceğini" söyler. Mehmet, Kerimoğlu Hüseyin Efe'yi pusu kurarak Semetyeri mevkiinde sırtından vurup öldürür. Ölüm 20 Ağustos 1923 tarihinde gerçekleşir. Kerimoğlu'nun öldürülmesi yıldırım hızıyla civarda duyulur. Kadınları ağıtlar yakar. Ağası Şerif Efendi olayın derinliğine araştırılması için uğraş verir ancak zamansız ölümü nedeniyle, olay kapanır gider.

Türkü ilk kez Koca Aşa adlı çalgıcı bir kadın tarafından söylenmiştir. Daha sonraki yıllarda Pisili Kemancı Tahir Usta tarafından, düğünlerde zeybek havası olarak söylenip, oyun olarak oynanmıştır. Bugün hala, bölgenin en çok sevilen zeybek havasıdır.

Araştırmacı Yazar H. İlker Altınsoy, türkünün konusuyla ilgili olarak geniş araştırma notlarını "KERİMOĞLU" adlı belgesel romanıyla anlatmıştır. Ayrıca Mahalli Sanatçı İbrahim Ethem YAĞCI ile birlikte belgesel çekimlerini tamamlayarak Kanal F televizyonunda yayınlamışlardır.

Muğla Türküleri. Muğla Ticaret Odası Kültür Yayınları I. Özümüz, Sözümüz, Sazımız Kitabı. s:225-227

 

 

 
 
 
 LİNKLER
T.C. Muğla Valiliği
Muğla Belediyesi
Muğla Turizm
 MUĞLA 'DA HAVA
   
 
Her Hakkı Saklıdır © 2007 İbrahim Ethem Yağcı kişisel web sitesi.
Sitedeki yazı, resim ve dökümanlar kaynak gösterilmeden izinsiz kullanılamaz.
Web Tasarım Ankara web tasarım